3 Ocak 2012 Salı

An Apology for Poetry için fezleke


 

Dünkü yazıya konu olan An Apology for Poetry metni Sir Philip Sidney’in 1580 cıvarında yazdığı varsayılan ve 1595’te ise baskısı çıkan, (İngiliz) Rönesans’ının en önemli ve büyük eleştirel eserlerinden birisidir. Rönesans kavramı çerçevesinde edebiyat alanı için ele alınan konuların, fikirlerin bir derlemesini/savunmasını yapar.


1579 da Stephen Gosson’un yazdığı The School of Abuse’a cevap mahiyetindedir. Gosson yazdığı bu metinle edebiyata (bilhassa dramaya) Puritan bir saldırı gerçekleştirir ve eseri Sidney’e atfeder. Puritan olduğunu özellikle belirtiyorum çünkü Puritanlar eğlenceli olan her şeye karşılar ve İngiltere’de tiyatroların bir dönem kapatılmış olmasının da başlıca sorumluları onlardır. An Apology for Poetry’de Sidney’in bu saldırıya (ve genel olarak şiirden nefret edenlere) verdiği cevapları görüyoruz.

Sidney, metni klasik söylevin 7 farklı bölümüne dayandırarak yazar: exordium (dinleyicinin ilgisini çekme); narratio (şiirin tarihsel arka planı); propositio (şiiri savunması); partitio (argümanları kategorize etmesi); confirmatio (durumu ortaya koyuşu); reprehensio (son kez karşı tarafın argümanlarını reddetme); peroratio (sonuç). Argümanlarını 3 temel başlık altında toplar: şiirin* tarihsel rolü, şiirin ideal amaçı üstüne felsefi bir münazara ve şiirin manevi ve ansal mahiyetleri.

Başlangıç olarak (Exordium), Sidney okuyucunun ilgisini çekebilmek için bir hikaye ile başlar, bunu ise şiire/edebiyata bağlar ve asıl konusuna giriş yapar (Narratio). Şiirin tarihsel rolünden bahseder; Romalılar şair için vates (kahin) kelimesini kullanırlar, dolayısıyla şair denen kişi kahince bir karakterdir. Bunun için ise İncil’den (Old Testament) “David’s Psalms” süresini örnek verir. Hemen ardından Eski Yunanlıların şair için kullandıkları poet (yapan) kelimesine geliyor, bu anlamı vermelerinin sebebinin ise şairlerin doğa ve gerçeklik ile birlikte başka dünyalarla da uğraştıklarını, Aristoteles’ten farklı olarak şiirin tüm bilgi kaynaklarından (hukuktan, felsefeden, geometriden, hekimlikten, vs.) daha yüce olduğunu vurgular. Şairin yaşadığımız dünyadan daha güzel, daha iyi bir yer yaratabilme gücünden ve şairlerin doğadan aldıklarını birer altın olarak geri verebildiklerinden bahsediyor. (“Her world is brazen, the poets only deliver a golden”)

“Şiir bir taklit sanatıdır ve temel amacı öğretmek ve sevindirmek”tir diye şiir tanımı yapan Sidney şiiri 3 türe ayırır; dini şiir, felsefi şiir, imgesel/yaratıcı şiir. Esas olarak 3.tür olan, imgesel/yaratıcı şiir üstünde duran Sindey bunun önemini mısra veyahut kafiyeyle bağdaştırmadan anlatıyor (İngiliz dramasının en parlak dönemlerinden saydığımız Shakespeare dönemi örnek alınabilir, o da eserlerini blank verse [serbest kafiye] ile yazardı, sonuç ortada).

Sidney’in şiirin en üstün olduğunu düşündüğünü yukarıda söylemiştik, eserin bu bölümünde, konu yine buna geliyor ve ona “architectonic” yani baş yaratıcı sıfatını veriyor. Şiirin üstün olduğu savını sağlamlaştırmak için felsefenin ve tarihin eksikliklerinden bahsediyor; filozofun bilgilerinin soyut ve genel olduğunu, tarihçilerin ise ilke eksikliği olduğundan gem vuruyor. Bu bölümü şiirin avantajlarından bazılarını sayarak kapatıyor: şiir, tarihin ve felsefenin veremediği her şeyi—örneği ve ilkeyi—verebilir; şair, filozofun aksine, somut ile soyut olan şeyi birleştirebilen kişidir; şiir somut örnekleri ile felsefeyi aşar; şairin erdem ve zaafları bir tarihçininkinden daha mükemmeldir, çünkü tarihçi her şeyi olduğu gibi anlamak durumundayken şair olaylara istediği şekli verebilir. [Bu noktada poetic justice’dan bahsetmek gerekir, çevirisinde anlam kayması olduğunu düşünüyorum çünkü bunu ilahi adalet diye çeviriyorlar, oysa burada poetic, ilahi anlamında kullanılmamaktadır. Şairin olayları ahlakı olarak düzeltebileceği anlamı verilmektedir.]

Sidney, Gosson'un ve diğer şiir karşıtı söylevcilerin lakırtılarını iki gruba ayırıyor: saçma/önemsiz itirazlar ve esas itirazlar. Tahmin edeceğiniz gibi saçma/önemsiz itirazlarla çok vakit harcamıyor onlar için: cevap vermeye bile değmeyecek, önemsiz ve zararsız şeyler diyor. Esas itirazları ise dört temel maddeye ayırarak inceliyor: 

  1. Deniyor ki, insan vaktini şiirden daha öğretici şeylerle harcamalı. Sidney ise şöyle düşünüyor, yukarıda da söylemiştik, şiir hem öğretici hem de erdemlerle yöneliktir.
  2. Şiirin kötülüklerin ana kaynağı olduğu, söyleniyor. Sidney ustaca şöyle diyor, bir insan herhangi bir şey bilgilendirmiyorsa (1. maddede şiirin öğretici olmadığını iddia etmişlerdi) o halde şair nasıl olur da yalan söyler. Birisinin yalan söyleyebilmesi için önce bilgilendirmesi gerekir.
  3. Şiirin, insanın aklını gerektiği gibi kullanmamasına ve onu şehvet ve günah dolu aşka yönlendirdiğinden gem vuruyorlar. Sidney bu saldırıdan da güzel bir örnekle çıkıyor, şiirin gerektiği gibi kullanılmadığında zararlı olabileceğini kabul ediyor, tıpkı tıp biliminin zehir yapmak için suistimal edilmesi gibi.
  4. Bu sefer, son taarruz olarak olarak Plato'u öne sürüyorlar ve onun Republic (Devlet) adlı eserinde sanatçıları ideal devletten kovduğunu söylüyorlar. Sidney kendi yanında olduğuna yürekten inandığı Plato'yu savunuyor, onun şairlere değil şiirin suistimal edilmesine karşı olduğu, Plato'nun şairlerin başı olduğu ve Caesar, Aristotle, Plutarch gibi ustaların onu nasıl onurlandırdığını anlatıyor.
Sidney metnini toplamaya başladığında son olarak, şiirin İngiltere'deki yerinden söz açıyor. Başka ülkelerdeki gibi, İngiltere'de niye şiirin onurlandırılmadığını, hiçbir yazarın şair olarak doğmamış olmasına bağlıyor. Şiirin; sanata, yansımaya ve uygulamaya/çalışmaya ihtiyaç duyduğunu düşünüyor. İngiliz dramasına kendi eleştirini getirerek, oyunların hiçbirinin tam olarak bir komedi ya da trajedi olamadığını, çünkü 3 birlik (zaman, mekan, olay birliği) kuralına uymadıklarını, bir sürü yanlışlıkla dolu olduklarını ve komedilerin hatalı varsayımlar üstüne inşa edildiğini, komedinin asıl amacının kaba güldürüden ziyade güzel öğretimler vermesi gerektiği söyleyerek metnini sonlandırıyor.

Tutarlı bir yol izlediği aşıkar, zira şiiri savunmak için yazmaya başladığı metni, kendi şiir eleştirisi ile sonlandırabilmiş.









*Şiir (poetry) kelimesini şimdiki halinden daha geniş bir anlamda, edebiyat anlamında, kullanıyorlar 16.yy.da.

 


2 yorum:

  1. sınavlara çalışmamı kolaylaştırdığın için teşekkürler!
    you are my apple

    YanıtlaSil
  2. Rica ederim.
    Biraz sonra Dryden'in metni ile ilgili olan yazıyı da postlayacağım.

    YanıtlaSil