4 Ocak 2012 Çarşamba

Dramatic Poesy için fezleke

 

John Dryden bu makaleyi, 1668 yılı cıvarında yazmıştır. Kendisi hem Elizabeth döneminde hem de Jacobean döneminde yazı yazmıştır. Diyebiliriz ki, hemen her türde eseri vardır; şiir, drama, komedi, essay… vs. İngiliz edebiyat tarihinde onun yaşadığı ve yazın verdiği dönem için Age of Dryden (/ Age of Reason/ Age of Augustus) isimleri verilmiştir.


Eser, eskiler ile yenilerin; Fransızlar ile Elizabeth & Jacobean dönemlerindeki yerli İngilizlerin bir karşılaştırmasını sunmak amaçlı ufak bir tartışma ile başlıyor. Metinde bu dört kolu temsil eden dört karakter var, sırasıyla: Crites (Sir Robert Howard) eski dramayı; Eugenius (Lord Buckhurst, Dryden’ın patronu) yenileri; Lisideus (Sir Charles Seddley) Fransızların İngilizler üstündeki egemenliğini; Neander (Dryden’in kendisi) Shakespeare’den kendi dönemine kadar ki İngiliz dramasını savunuyor. Parantez içindeki isimler Dryden’in yaşadığı dönemde birazdan da sözünü edeceğimiz argümanları ortaya koyarak bulundukları bu kolları temsil etmişlerdir.

Bu dört karakter İngiltere’nin kıyısında Thames Nehri’ne yakın bir yerde gezinirken, Alman ordusunu taarruz etmiş, muzaffer İngiliz ordusunu görürler ve bu zafer için bir kutlama şiiri yazılması gerektiğine karar verirler. Lakin sorun, bu dört farklı ekolu temsil eden dört adamın da kendi ekolünden bir şiir yazılmasını istemesidir. İçlerinden, Eugenius şiirin çok geniş bir alan olduğuna dikkat çeker ve hep birlikte bunu “Dramatic Poesy” ‘e (örn. Drama [oyun]) indirgemeye karar verirler. Lisideus da hemen “oyun”un ne demek olduğunu açıklar:

“A just and lively image of human nature, representing its passions and homours, and the changes of fortune to which it is subject, for the delight and instruction of mankind.”

Ve atışma başlar…

İlk olarak Crites’in argümanları gelir:


  1.       Her dönemin belli bir ilgi alanı vardır. Bu dönem için bu, natural philosophy’dir. Yeni bir doğanın ayyuka çıkması lazım.
  2.       Eskilerin işleri bizler için birer modeldir. 
  3.       Şiiri üretmede herhangi bir kalite yok. Bunun için çok fazla çaba harcayan da yok, yeterince saygın bir uğraş değil.
  4.       “ince mizah”imiz dışında eskilerin işlerine hiçbir şey ekleyemedik. 
  5.       Şiir yazarken kural olarak kullandığımız metinler bize eskilerden, Aristoteles ve Horatius’tan kaldı, örneğin; üç birlik kuralı (zaman, mekan, olay).

Crites’ten sonra sırayı, karşı ekolu olan Yenileri savunan Eugenius geliyor;

1.     Yenilerin eskilerin kurallarını  ve deneyimlerini kullandıkları doğru ama bu mirasa bir şeyler eklemediklerini söylemek yanlış olur. Onlardan aldığımız deneyimleri kendi çabalarımıza kattık.
2.     Sadece onları körce taklit ederek değil doğaya ve hayata bakarak da bir şeyler oluşturduk. Böylelikle, onların kaçırdığı bazı “özellikleri” ve karakteristikleri bulabildik.
3.     Eskilerin eksik oldukları bazı noktalar vardı, örneğin: oyunların hikayelerini bilenen mitlerden alıyorlardı, o dönem seyircisinin mitlere aşına olduğun düşünürsek bu, onların esnemesine sebep olabilirdi; sahne bölümleri eskilerin döneminde yoktu, bu Horatius’un döneminde ortaya çıkmıştı, bundan önce bölümleri korolar belirliyordu; ve üç birlik kuralı, eskiler tarafından değil de Fransızlar tarafından ortaya atılmıştı.
Crites, Eugenius’un bazı ithamlarına, eskilerin kahramanları şimdinin (yeninin) kahramanlarından daha cana yakın, daha konuşkandır, ve onların konuşmaları dönemin ruhuna uygundur, diye karşılık verir. Bu konuşma ile dört arkadaş sessizliğe dalar, bunu İngiliz dramasına karşı Fransızların üstünlüğünü savunan Lisideus’un argümanları bozar:

1.     Kabul etmek gerekir ki, İngilizler 40 yıl* kadar önce daha iyi yazarlara sahipti. Lakin ülkede huzur kaybolunca** Musalar da onlara huzur veren yerlere gittiler; Fransa’da Kardinal Richelieu’nun koruması altında eser vermeye devam ettiler.
2.     İngilizlerin “traji-komedi” dedikleri iki türün birleşmiş olduğu oyunların aksine, Fransızlar üç birlik kuralına her zaman uymuşlardır. (Aristoteles’in de trajediler hakkında, onların “hayranlık verici” olmaları gerektiği minvalinde bir şeyler söyler Lisideus, ama Aristoteles’in böyle bir söylemi bulunmamaktadır.)
3.     Oyunlarının plot’larının (mitos) daha önceden biliniyor oluşu onların avantajıdır. (Tarihsel hikayeler ya da mitleri oyunlaştırıyorlar.) Eskilerin ötesine de geçerek, oyunlarda poetic justice (bir çeşit ilahi adalet) ile iyi olana iyilik, kötü olana kötülük verdikleri için tarihsel hikayelerden ya da insanın kaderinden “daha iyi”dir.
4.     İngiliz draması “gerçeklikten uzak”tır. Örneğin, Shakespeare’in tarihsel oyunlarında, sahnede yarım saatte 40 yıl geçirilebiliyor. Seyirci bu denli gerçek dışı şeylerden tatmin olamaz. Diğer bir deyişle, oyunlar inandırıcı olmalıdır.
5.     Oyunlarında sadece bir tane “karakter” olur ve tüm oyun onun etrafında döner. Diğerleri ise sadece yardımcı rollerdir.
6.     Fransız oyunlarında, (Eski Yunandaki gibi) sahnede kanlı sahneler, savaş sahneleri, cinayet sahneleri oynanmaz, yalnızca bir figüran tarafından “anlatılır”.
7.     İngiliz ve İspanyol dramasının aksine oyunları yalnızca tek bir büyük aksiyondan oluşur.
8.  Tek aksiyon olduğu için, yazarların daha fazla dize ve daha ustaca tarifler yapmaları kaçınılmazdır.
9.     Fransızlar oyunlarında kafiye kullanırken İngilizler kafiyede iyi olmadıkları için blank verse  (serbest kafiye) kullanır.

Lisideus’un Fransız dramasını savunması bittikten sonra beklenen kişi Dryden buradaki karakter adı ile Neander İngiliz dramasını savunmaya geçer, işte onun argümanları:

  1.  Fransızların plotlarını daha kurallara uygun bir şekilde inşa ettiği doğrudur. Ama yine de ben bizim hatalarımızın ya da doğrularımızın Fransızları bizden üstün kılabileceğini düşünmüyorum.
  2.  İngilizler dramayı “insan doğasının yaşayın bir yansıması” olarak alırken, Fransızlar daha çok “ruhsuz drama” yapıyorlar. Son zamanlarda Moliére gibi bazı yazarlar İngilizleri yansıtmaya başladı. Bizim traji-komedilerimiz gibi onlar da iki türü birbirine karıştırmaya başladı. Yine de hiçbir Fransız oyununda Ben Jonson’da olduğu kadar çeşit olamaz. “Eğlenceyi/zevki ciddi plotlarla karıştırmak” kötü bir şey olamaz, günlük hayatımızda iyi ile kötü, hoş ile nahoş şeyler yan yana karşımıza çıkmıyor mu? Oyunlarda niye olmasın? Her şeyden önce, vücudumuzun bir seyahat ile yenilenmesi gibi aklımızın da yenilenmeye ihtiyacı vardır.
  3. Lisideus ve diğerleri İngilizlerin (kelime) dağarcığı geniş oyunları yerine  niçin Fransızların yavan oyunlarını övüyorlar.
  4. Bir oyun iyi kurulmalı derken Eugenius doğru söylüyor. İngiliz oyunları bir de daha iyi kurulursa tadından yenmez.
  5.  Lisideus’un dediği, Fransızların bir tek aksiyonu olduğu için tutkuları ustaca anlatacak daha çok vakti olduğu fikrini reddediyor, onların kafiyelerini ise çok “soğuk” buluyor. Bu uzun tiratların izleyici de sıkıp bunaltacağını düşünüyor. Ama belki onları için bu tiratlar iyi olabilir ne de olsa; onlar neşeli ve gevşek insanlar oldukları için kendilerini daha ciddi yapacak yerlere gitmeyi tercih ediyorlar oysa İngilizler doğaları gereği asık yüzlü insanlar oldukları için onları daha güleryüzlü yapacak yerlere gitmeyi tercih ediyorlar. 
  6. Lisideus’un dediği ve Fransızların ustalığını gösteren bir oyunda yalnızca tek bir “karakter” olması gerektiğine inanmıyor ve eğer bir oyunda birden fazla karakter varsa bu, oyunun daha çeşitli olduğunun bir kanıtıdır.
  7. Fransızlar şiddet sahnelerinin gösterilmesinden çok anlatılmasını  isterken İngilizler bu türden şeyleri sahnede görmekten hoşlanıyorlar. Hem seyircinin bu tür (savaş) sahnelerini hayal etmemesi için herhangi bir neden yok. Eğer aynı seyirci mitolojiye dayalı bir oyun izliyor olsa o zaman da bu türden doğaüstü şeylere inanıyor olurdu.
  8. Fransız drama yazarlarının kendileri bile drama kullarına sıkı sıkıya bağlı olduklarını itiraf ediyorlar. Corneille bunun sebebini üç birlik kuralından zaman ve mekan öğelerine olan bağlılıklarına dayandırırken, plotları da “hayalgücünden hallice” yorumunu yapıyor.

Son olarak, Neander yani Dryden bir neticeye varıyor:

Bizim tiyatromuz (İngiliz tiyatrosu) hiçbir şeyini hiç kimseye borçlu değil, çünkü biz kendi Shakespeare, Fletcher, Jonson gibi “usta”larımızı takip ediyoruz.

Neander’e gore iki önemli iddia var; ilki, bizim oyunlarımız karakter ve plot yönünden çeşitlidir, ikincisi, Shakespeare ya da Fletcher’in başıbozuk oyunlarında Fransızlarınkinden çok daha “erkekçe” zevk ve daha ulu bir üstünlük vardır.

Yazısını bitirmeden önce Dryden Shakespeare ve Fletcher için yorumlar yapıyor, Shakespeare için “tüm zamanların yazarı” yakıştırmasında bulunuyor.

Yazısını ise başından beri konuştukları, tartıştıkları kuralları üstünde incelemek amaçlı seçtikleri Ben Jonson’in The Silent Woman adlı eserine geçiyorlar.




* Bu zaman, Elizabeth ve Jacobean dönemlerine tekabül ediyor.
** İngiliz İç Savaşı, Interregnum dönemi, halk arasındaki huzurun kaçmasına neden olmuştu.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder