17 Nisan 2012 Salı

Cicero'nun Ahlak Anlayışı


Yaşamı

Marcus Tullius Cicero, M.Ö. 106’da Arpinum’da doğdu. Atlı sınıfına mensup iyi bir aileden geliyordu. İlk askeri hizmetini iç savaş savaşta, Büyük (Magnus) Pompeius’un babası Pompeius Strabo’nun komutasında altında yaptı. M.Ö. 79 ve 77 yılları arasında Yunanistan ve Anadolu’ya uzun bir yolculuk yaptı ve bu sırada felsefenin yanı sıra Roduslu Apollonius Molon’un gözetiminde retorik dersleri aldı. Büyük ihtimalle M.Ö. 79 yılında Terentia ile evlendi. Bu evlilikten Tullia (M.Ö. 76) adlı bir kızları ve Marcus (M.Ö. 65) ismini verdikleri bir oğulları oldu. M.Ö. 63 yılında konsül oldu, ailesinde daha önceden kimse konsül olmadığı için o bir homo novus idi. M.Ö. 58 yılında Catilina tertibine katılanları yargılanmadan ölüme mahkum etmekle suçlandığı için sürgüne gitti. De Oratore ve De Republic’yı yazdı ve De Legibus üstüne çalışmaya başladı. M.Ö. 45 yılında çok sevdiği kızı Tullia doğum sırasında öldü. M.Ö. 49 yılında iç savaş başlayınca Pompeius’un yanında yer aldı ama Pompeius savaşı kaybettiğinde Caesar onu bağışladı. Caesar’ın diktatörlüğü sırasında mecburen kendisini devlet işlerinden uzak tuttu ve felsefi işler vermeye başladı. M.Ö. 44 yılında Caesar öldürülünce politik yaşamına geri döndü, popülaritesi arttı, Senato’nun en güçlü, en sözü geçer adamı haline geldi. Caesar’ın ölümünden sonra iyice güçlenen Antonius ile çatışmaya başladı. Cicero, Octavianus’u överken Antonius’u eleştiriyordu; Senato’u da Antonius’a karşı kışkırtmıştı. Octavianus, Lepidus ve Antonius ikinci triumvirliği kurduktan sonra Cicero’yu devlet düşmanı ilan ettiler. Kara listeye adı yazıldı, Antonius’un adamları tarafında M.Ö. 43 yılında başı kesilerek idam edildi. Kafası Forum Romanum’daki Rostra’da halka teşhir edildi, elleri ise Senato binasının kapısına çivilendi.



Genç Cicero


Stoa Felsefesi

Stoa felsefesi Kıbrıslı Zenon tarafından M.Ö. 308 yılında Atina’da kurulmuştur. Okulun tarihçesi üç dönemde ele alınır: İlk dönem Stoa felsefesi M.Ö. III. Yüzyılda Atina’da etkin olmuştur. Eski Stoa felsefesi olarak da adlandırılır. Bu dönemin başlıca temsilcileri Kıbrıslı Zenon, Kleantes ve Khrysippos’tur. M.Ö. II.yüzyılları Orta Stoa düşüncesi kapsar. Bu dönemde sistem eklektik bir yapıya bürünmüştür ve ılımlaşmıştır. Bu dönemin öne çıkan temsilcileri Rodoslu Panetius ve Posidonius’tur. Son dönem Stoa felsefesi ise M.S. I. Ve II. Yüzyılda etkindir ve Roma düşüncesini temsil eder. Bu yüzden Roma Felsefesi olarak da anılır. Bu dönemi belli başlı temsilcileri Seneca, Cicero, Epiktetos ve Marcus Aurelius’tur.

Adını Zenon’un ders verdiği Poikile Stoası’ndan alır. Stoa, Yunanca sütunlu giriş anlamına gelir. Arapça’da stoa kelimesinin karşılığı olan revak, sözü geçen Stoa Okulu için Revakiye ismi ile bilinir.
Stoa felsefesinin özüne bakılırsa, ahlakın merkezi bir rolü olduğu görülür. Gerçek anlamda iyi ve erdemli olmak, basit şeylerden çok daha başka ve yegane bir durumdur. Erdemli olmak demek, mutlu olmak demektir. İyi olmak ahlakı anlamda bir mükemmelliğe sahip olmakla mutlak biçimde açıklanabilir.

Stoacılık konusunda deneyimden ve seçenekten söz etmek gerekecek. Stoacı temel seçenek, Platon’un yazdığı Sokrates’in Savunması’nda Sokrates’in dile getirdiğidir: “İyinin insanı için hiçbir kötülük mümkün değildir, ne hayattayken ne de öldüğünde.” Çünkü iyinin insanı için ahlaki kötülükten başka kötülük ve ahlaki iyilikten başka iyilik yoktur. Ahlaki iyiliğe görev ya da erdem diyebiliriz, o değerlerin en yücesidir ve uğruna ölümü göze almaktan çekinilmemelidir. Kısacası, Stoacı seçenek Sokrates’in seçeneğiyle aynıdır.

Stoacı deneyim ise, o kaderin oyuncağı olan insanın acıklı durumunun kesin bir biçimde bilincine varmaktır. Bize bağlı bir şey, hiçbir şeyin elimizden alamayacağı tek bir şey var ki, o da iyiyi yapma iradesi, akla uygun hareket etme iradesidir. İnsanın iyiyi yapma iradesi ele geçirilemez nitelikteki iç kalesidir ve bu kaleyi herkes kendi içinde inşa edebilir. İnsan özgürlüğü, bağımsızlığı , çürümezliği ve tamamen Stoacı bir değer olan kendisiyle tutarlılığı burada bulunacaktır. Stoacı yaşam tercihi insanın kendisiyle tutarlı olmasıdır diyebilir. Seneca bu davranışı şu formülle özetlemiştir: “Her zaman aynı şeyi istemeli, her zaman aynı şeyi reddetmeli. Çünkü aynı şeyin evrensel ve sürekli olarak hoşa gidebilmesi ancak ahlaken doğruysa mümkündür.” Zenon ise Stoacı yaşam tercihini şu şekilde tanımlıyordu: “Tutarlı biçimde yaşamak, yani tek ve uyumlu bir yaşam kuralına göre yaşamak, çünkü tutarsızlıkta yaşayanlar mutsuzdurlar.”

Stoacı felsefi söylem üç bölümden oluşur: Fizik, mantık ve etik. Stoacılar için fizik yalnızca kendine özgü bir bilim dalı olarak geliştirilmez; fiziğin etik bir sonucu vardır: “Fizik yalnızca iyiler ve kötüler konusundaki ayrımı öğretebilmek amacıyla öğretilir.”

Stoacı fiziğin etik için vazgeçilmez olduğunu söyleyebiliriz, çünkü insana kendi kudreti dışında kalan ama kendi dışındaki sebeplere bağlı olan, gerekli ve akılcı biçimde birbirine eklemlenen şeylerin var olduğunu öğretir.

Stoacı okulun fizik öğretisi Herakleitos’un logos öğretisine dayanır. Logos, tanrısal akıl demektir. Her şey ondan gelip ona dönecektir. Stoacı öğretide doğada bir döngü vardır. Her şey logostan gelmiştir ve logosa geri dönecektir. Evren maddidir; çünkü maddesel olan varlık bir şey yapmaya ve kendisinden bir şey yapılmasına elverişlidir.

Stoa ahlakı Kynik düşüncesinden etkilenmiştir. Zenon Kynik okulundan Krates’le tanışmış ve onun düşüncelerinden etkilenmiştir. Fakat düşüncelerinde özgün değişikliklere yapmıştır. Stoacılar Kyniklerden önemli noktalarda ayrılırlar. Kinikler dünyanın reddedilmesini, terk edilmesini isterler. Stoacılara göre bu gerekli değildir. Kendilerine kayıtsız kalmayı bildikten sonra maddi başarıların ve hazların bir önemi yoktur. Aynı şekilde toplumsal hayat, hükümet, evlilik gibi Kyniklerin reddettiği şeyleri reddetmezler; yeter ki bu şeylere bağlı kalınıp özgürlük terk edilmesin. Stoalılar Kiniklerin aşırılıklarını yumuşatarak öğretiyi geniş kitlelerin yadırgamayacağı bir biçime sokmuştur.

Stoacı ahlakta “doğal olan” ile “doğaya aykırı olan” ayrımı vardır. Doğaya ayrıkı olan akla aykırı olandır, aklın arka plana atılıp içgüdü ve duyguların öne çıkarılmasıdır. Doğal olan akla uygun olandır. Akıl insana özgü doğadır, insanı diğer varlıklardan ayırır. İnsan bedeni ve ruhu ile yani bir bütün olarak evrensel aklın yani doğanın bir parçası olduğu için doğaya uygun yaşam aynı zamanda yazgıya (kadere) boyun eğmektir.

 Stoacı bilgenin toplumsal ideali dünya yurttaşlığıdır. Bireycilikle toplumsallığı uzlaştırmaya çalışan Stoacı kuramın özelliği, bireyden insanlığa geçmesidir. Bu düşünce bugünkü insan hakları düşüncesinin temelini oluşturmaktadır. Ayrıca eşitlikçi bir toplum anlayışına yönelmişlerdir. Çünkü Tanrısal akıl bütün insanlara kıvılcımlarını saçmıştır. Herkes ondan bir parça taşır. Özellikle Son dönem Stoacılar bu dünya vatandaşlığı düşüncesini önemle vurgulamışlardır.

Stoa felsefesinin etkilerini hem Roma İmparatorluğu’nda hem de sonra gelen kimi Batı felsefesi düşünürlerinde görebiliriz. Spinoza’nın panteizmi, Locke’nin tabula rasa, Kant’ın otonomi, kendinde iyi ve maksim anlayışlarının temellerini Stoa düşüncesinde bulabiliriz. Ayrıca Stoacı görüş sonraki dönemlerinde Platonculuğun çeşitli biçimleri ile kaynaşarak, kendisinden sonraki Hıristiyan Kilise Babaları’nın görşlerini etkilemiştir. Romalı Stoalılar Yunan felsefelerini Latince’ye çevirerek, bu felsefeleri günlük yaşama uygulayarak antik Yunan’ı Hıristiyan Avrupa'sına bağlayan önemli bir köprü vazifesi görmüştür.

Cicero’nun Ahlak Anlayışı

Bilgi anlayışında Akademia şüpheciliğinden yanadır, kesinliklerden uzaklaşır ve olasılıklar üzerinde durur. Ahlak anlayışında Stoa öğretisine bağlıdır; ama yeri geldiğinde başka düşünürlerinde düşüncelerine başvurmuştur. Bağlı bulunuduğu Akademia Okulu her şeyde olasılık kabul ettiğini, fakat kendisinin olasılığı ahlak alanına kaydırmayı sakıncalı gördüğünü; yaşamımıza yön verirken, topluma ve insanlara karşı ödevlerimizin ne olduğunu düşünürken, Stoacıları dinlemeyi, Stoacıları izlemeyi daha doğru bulduğunu açıkça söylemektedir.

Latince’ye büyük değer vermiş olan Cicero, bugünkü kullanılan felsefi terminolojinin önemli bir bölümünü kurmuştur. “Doğru yaşamakla ilgili bütün sanatların öğretilmesinin yolu yordamı bilgelik arayışına, yani felsefeye sıkı sıkı bağlı olduğundan, bu çalışmaya Latin diliyle ışık tutmayı boynumun borcu bildim.

Stoacı görüşün doğaya uygun yaşama ideali Cicero’nun da ahlak anlayışının temelini oluşturur. Fakat Cicero’nun ahlak anlayışı daha çok Orta Stoacı çizgidedir.

Aslında doğa yasası akıldır. Cicero’ya göre doğa akıl tarafından yönetilir; akıl ise, insan ile tanrı arasındaki doğal bağı oluşturur. Tanrı’nın yetkin olarak sahip olduğu akıldan insan da pay almıştır. Bu doğal akıl, kendisini, bütün akli varlıkları bağlayıcı doğal bir yasa olarak ortaya koyar. Cicero doğal yasayı hakiki yasa olarak nitelendirir ve onu da “doğru” akıl ile eşitler. Bu yasa herkes için geçerlidir. Bu yasa, buyruklarıyla insanları ödevlerini yerine getirmeye iter, yasaklarıyla da onları hata işlemekten alı koyar. Cicero yasayı şöyle tanımlar: “ Kanun, ne insanların fikirlerinin bir ürünüdür ne de halkın bir kararıdır, aksine yasak ve emirlerdeki dirayeti ile bütün evrene hükmeden ebedi ve ezeli bir şeydir. Kanun, her şeyi cebren ya da yasaklarla tanzim eden Tanrı’nın asıl ve en son iradesidir.”

Cicero evrendeki düzeni ahengi temaşa ederek tanrının varlığına ulaşır. “...bizi besleyen, taşıyan, toprağı sürmemize yardım eden, giyeceğimizi veren onca evcil hayvanı, sonra gökleri gözlemek, toprağı işlemek için yaratılmış insanı, en sonunda da insanın yararına sunulan bütün o toprakları, denizleri gördük. Bütün bu şeyleri ve daha nice şeyi görünce, bunları aşan bir varlık ya da yaratıcı olduğundan ya da Platon’un söylediği gibi bütün bu şeylerin bir başı varsa ya da Aristoteles’in düşündüğü gibi bu şeyler hep var olmuşsa, böylesine göz kamaştırıcı bir yapının mimarı olduğundan şüphe edilir mi?” Bütün bu işleyişin tesadüfi olduğu söylenemez.

Cicero ayrıca evrendeki düzeni ahengi temaşa ederek tanrının varlığına ulaşır. “...bizi besleyen, taşıyan, toprağı sürmemize yardım eden, giyeceğimizi veren onca evcil hayvanı, sonra gökleri gözlemek, toprağı işlemek için yaratılmış insanı, en sonunda da insanın yararına sunulan bütün o toprakları, denizleri gördük. Bütün bu şeyleri ve daha nice şeyi görünce, bunları aşan bir varlık ya da yaratıcı olduğundan ya da Eflatunun söylediği gibi bütün bu şeylerin bir başı varsa ya da Aristoteles’in düşündüğü gibi bu şeyler hep var olmuşsa, böylesine göz kamaştırıcı bir yapının mimarı olduğundan şüphe edilir mi?”85 Bütün bu işleyişin tesadüfi olduğu söylenemez. Duygular kontrol altında tutulmazsa aklın önüne perde çeker. Bu yüzden duygularımızı kontrol altında tutmalıyız. Ahlak alanında duyguların yeri olmamalıdır.

Cicero tutkuları bütün kötülüklerin kaynağı olarak görür. Tutkularına kapılan insanın ahlaksız bir yaşamı yaşadığını söyler. O kişiden her türlü kötülük beklenir. “... maddi zevk tabiatın insanlara verdiği en meş’um belasıdır; bu zevki elde etmek için doymak bilmez arzular düşünce ve itidalden uzak alevlenir. Vatana ihanet etmeler, devleti yıkmalar, düşmanlarla gizli görüşmeler hep ondan çıkar; şehvetin göze aldırmadığı hiçbir cürüm, hiçbir kötü hareket yoktur, insanlar fuhuş, zina ve bunlara benzer her rezaleti şehvetin cazibesine kapılarak yaparlar, başka sebeple değil. İster tabiat, ister bir tanrı insanoğluna her şeyden üstün olan aklı verirken, şehvetin bu ilahi armağana, bu bağışa en büyük düşman olmasını istemiş. Çünkü kendini zevke kaptıran insanda itidal diye bir şey kalmaz; ve umumiyetle şehvetin hüküm sürdüğü yerde fazilet tutunamaz...”

Cicero’ya göre ahlaki yolda ilerlemek için felsefe bir yol göstericidir. Felsefe, ahlaki hayatın temelini anlamak ve ona göre davranıp erdemli olmak için bir araçtır. Felsefe ile biz doğanın yasalarını keşfetmeye çalışırız. “Felsefe önce tanrılara tapınmayı öğretti bize, sonra insan soyunun toplum içinde birlikte yaşamasından kaynaklanan adaleti, sonra da ölçülü, yüce gönüllü olmayı öğretti; gözlerimizin önündeki ve zihnimizdeki karanlıkları öylesine dağıttı ki, yukarıdaki, aşağıdaki, baştaki, sondaki, aradaki bütün nesneleri görebildik.”

Ahlaki hayatın amacı mutluluğu elde etmektir. Mutluluk, ise doğamıza uygun yaşamakla elde edilir. Cicero da diğer Stoacılar gibi mutluluğu sadece bilmeye değil, bildiklerimizi (doğru yasayı) davranışa geçirmeye bağlar. İnsan düşünmek ve bilmek için değil, her şeyden önce eylemek için bu dünyadadır. Uygulanmayan bilgi işe yaramayan durağan bilgidir. Ahlaki yaşam eylemlerimizde ortaya çıkar. Mutluluk duygu, düşünce ve eylemlerimiz arasındaki uyumun doğamıza uygunluğunda ortaya çıkar.
Cicero insanların mutsuzluk nedenlerinden biri olan ölüm korkusuna da değinmiştir. O, ölümü mutsuzluk sebebi olarak görmez. İnsanlar ölümün nasıl gerçekleştiğini bilmediği için ölümden korkarlar. Oysa Cicero’ya göre bu korku yersizdir. “...ruh bedenden ayrılırken çoğunlukla bedende hiçbir şey hissedilmez, hatta bazen haz bile duyulur. Bütün bunlar incir çekirdeğini doldurmayacak konulardır; gerçek her ne olursa olsun, ruhun bedenden ayrılması bir an sürer. Bizi bunaltan, daha doğrusu bize eziyet gibi gelen şey hayatın tekmil güzelliklerinden ayrılmaktır.” Oysaki insan öleceğini bile bile dünyaya bu kadar bağlanmamalıdır. Ölüm bir doğa yasasıdır ve hiçbir insan bundan kurtulamaz.
Erdem yaşamı gereği gibi yani ahlaki olarak yaşamaktır. Cicero’ya göre erdem sadece doğru olanın, yasanın, bilgisine sahip olmak değildir. Uygulanmayan bilgiye sahip olmak çok anlam ifade etmez. “...erdem bütünüyle kullanılmaya dayanır. En yüce kullanımı da, bir devletin yönetimi ve sizin filozoflarınızın güvenli sığınaklarında sözünü ettikleri şeylerin tartışılması değil, gerçekten yapılmasıdır.”
Erdemli yaşam bize gerçek mutluluğu getirir. “...erdem, sıkıntıların ve tehlikelerin bedeli olarak övgü ve şöhretten başka hiçbir bedel istemez.” Erdem mutluluğun dayanağıdır. Fakat bu konuda Cicero, Eski Stoalılar kadar sert değildir, daha çok Orta dönem Stoacı çizgidedir. O, sağlık, zenginlik, şan, şöhret gibi şeylere de değer verir. Ama bu şeyler erdeme koşut kullanılmalı. İlk plan erdemli olmaktır.

Adaleti aramak ve erdemli olmak, kendi kendini ödüllendirir. Yani kişi erdemli olduğunda iyi şan onun peşinden gelecektir. Cicero, Görevler Üstüne’de bir liderin erdemli ve adil olması gerektiğini vurgularken, ayrıca bilgelik, adalet ve dürüstlüğün önemli olduğu gibi, iyi şan şöhreti sürdürmenin de önemli olduğunu vurgular.

Cicero, erdemli olduğunun göstermenin en güzel yeri olarak devlet işlerini gösterir. O, bu konuya diğer Stoacılardan daha fazla önem verir. “En büyük erdem, bilgelere düşen en yüce görev, devletin hizmetinde olup topluma yararlı olmaktır: “Yönetim için doğuştan yatkınlıkları olanlar her duraksamayı üzerlerinden atmalı, yüksek görev almalı, devlet işlerine girmelidirler; çünkü böyle yapılmazsa iyi bir yönetim sağlanamaz ve ruh yüceliği kurulamaz.” Erdem başkalarına da yarar sağlamalıdır.
Cicero bilge kişinin yerine getirmesi gereken ödevlerden en çok devletle ilgili görevler üzerinde durur. Adalet erdemi ile hukuk kavramını sık sık vurgular. “...ben devlete hizmeti, bilgelerin en görkemli işi ve iyi bir insan olmasının başlıca işareti ya da ödevi sayıyorum.”

Cicero da devleti doğal bir oluşum olarak görür. Çünkü insanlar doğal olarak bir arada yaşama içgüdüsüne sahiptirler. Bunu bir zayıflık olarak görmez. Bilge kişiye de en çok devletle hukukla ilgili ödevler yükler.

Cicero ırk, ulus sınıf ayrılıklarına rağmen bütün insanların eşit olduğu tezini savunur. Bütün insanlar tanrısal akıldan pay aldıkları ve aynı ölçüde öğrenme yeteneğine sahip oldukları için özünde eşit doğmuşlardır. Aslında her insan aynı yasaya tabidir. Bu yüzden aklını kullanıp yasayı ortaya çıkardığında eşitsizlikler de ortadan kalkacaktır. Cicero bu duruma doğal hukuk kavramından yola çıkarak ulaşır. Bütün insanlar doğal yasaya bağlı olduklarına göre tek devlet olmalıdır. Buradan da Stoacıların dünya yurttaşlığı düşüncesine ulaşır. Her insan bir dünya yurttaşıdır.



Kaynakça 

Epiktetos, Düşünceler ve Sohbetler, çev. Burhan Toprak, İnkılap KitabeviJostein Gaerder, Sofie’nin Dünyası, çev. Sabir Yücesoy, Pan Kitabevi, Ocak 2009
Cemil Koyuncu, “Cicero’nun Tusculanum Disputationes adlı yapıtında akademia felsefesi”, 2008 Ankara (yayınlanmamış tez)Müzehher Erim, Latin Edebiyatı, Remzi Kitabevi, 1993 AnkaraRobert Zoller, “Stoicism and Astrology”
Pierre Hadot, “Helenistik Okullar” İlkçağ Felsefesi Nedir?, çev. Muna Cedden Dost Kitabevi, 2011 Ankara.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder