26 Nisan 2012 Perşembe

"Death and the King's Horseman" üstüne bir yazı

Death and the King's Horseman, 1975 civarında Wole Soyinka tarafından yazılan konusunu gerçek bir hikayeden alan 5 perdelik bir tiyatro oyunudur. Oyun, 1950'lerde İngiliz kolonisi olan Nijerya'da geçer. Yoruba geleneklerine göre kral öldüğünde, onun en sevdiği köpeği ve atı da öldürülür, ve süvarisi de "ritual suiciade" adı verilen bir törenle intihar eder. Eğer bu tören yapılmazsa kralın ruhunun toplumu rahat bırakmayacağı ve cennete gidemeyeceği düşünülür, süvari ve hayvanlar onun cennete ulaşabilmesi için yardımcı olacaklardır.

Oyun işte tam bu noktada perde açar, Elesin, süvari, o gece kendini öldürecektir; ilk sahnede Elesin'in  Praise-Singer ile bir konuşması vardır, ritmik bir konuşmadır bu, küçük yerel şarkılar söylenir; sahnenin sonunda Elesin çok güzel bir genç kız görür ve "ölmek üzere olan bir adamın son arzusu" olarak o kızla evlenmek ister. Bu genç kız, Iyaloja'nın (Market'in yaşlı ve bilge kadını) oğlu ile nişanlıdır, Iyaloja kendini karakter yapan kararını açıklar ve kızla Elesin'in evlenmesine izin verir.

Oyunun ikinci sahnesi "beyaz insanların evinde" geçer. Simon & Jane Pilkings (vali ve eşi) Çavuş Amusa sayesinde bu intiharın gerçekleştirileceği haberini alırlar; çift ise Prens'in de katılacağı bir maskeli baloya gitmek için hazırlanmaktadır. Fonda sürekli davul sesleri vardır, bu ritmler Simon'i germektedir, bu, konuşmasına da yansır. Jane, daha yeni Hristiyan olmuş olan uşakları Joseph'a bu ritmlerin ne için olduğunu sorar, Joseph bilmediğini sesin hem düğün hem de ölüm müziğine benzediğini söyler, bir şeylerin ters gittiğini sezer. Sahne bitmeden önce Pilkings, Çavuş'u Elesin'i tutuklaması için market alanına gönderir.

Üçüncü sahnenin başında Amusa kendisine verilen görevi yerine getirmek için davulların çaldığı market alanına gider, ama içeriye giremez, kadınlardan oluşan bir grup buna izin vermez, bir de üstüne çavuşla dalga geçerler; içeriden çıkan Iyaloja ne olduğunu görür ve Amusa'dan gitmesini ister; bu gecenin Elesin'in düğün gecesi olduğunu bu yüzden sessiz sakın geçmesini istediğini söyler. Amusa başarızlığını Pilkings'e bildirmek için yanına gider, vali olaya el koyar ve bundan sonra kendisinin ilgileneceğini söyler. Kralın öldüğünü öğrenen Olude, Elesin'in büyük oğlu, tıp okumak için gittiği İngiltere'de babasını gömmek için geri gelir. Pilkings'in bu duruma karışmamasını ister, ama bu istek boşunadır. Davul seslerini duyan Olunde babasının öldüğünü düşünür ve cesedi görmek için çıktığında babasını elleri kelepçeli halde karşısında bulur. Olunde onu tanımamazlıktan gelir, süvari ise korkunç bir utanç içindedir; ondan beklenen işi yapamamıştır, halbuki oyunun başından beri görürüz ki ölüme korkuyla falan yaklaşmamakta, hatta ondan "atalarımı görmeye gideceğim" diye söz etmektedir. (Ama güzel kız aklını çelince oyunun aksiyonu da buradan çıkmış oldu.)

Oyunun son sahnesi Elesin'in hapisteki hücresinde geçer. Oyun boyunca baktığımızda üç en fazla dört mekan kullanılmıştır olduğunu görürüz. Sonunda babası yerine Olunde kendisini öldürür, genç karsı ile Elesin ise Olunde'nin ölü bedenine bakakalırlar. İngiliz çiftte ise bir değişiklik görmeyiz. (belki Jane de biraz görülür)


Oyunun ikinci baskısı için kaleme aldığı notta Soyinka, oyunu bir ""kültürler çatışması" olarak görmediğini, oyuna böylesi bir önyargı etiketi koymak istemediğini söyler. Oyunu daha çok "metafiziksel" olarak tasvir eder. Bence de oyun hayatın bir yansıması gibi, ölüm ve ona giden andaki olayların gösterimi.

Türü için rahatlıkla trajedi diyebilir. Marketteki kadın grubu klasik oyunlardaki korolara benziyor, gerçi burada aksiyona dahil oluyorlar ama işlevleri koro ile aynı. Oyun bana okurken Shakespeare'i hatırlatmadı değil; onun trajedilerini okurken bazı yerlerde gülümsersiniz bazı yerlerde de gözünüz dolar; Soyinka'da da benzer bir tını var, lakin ilk üç sahneden sonra gülümsemeleriniz acı bir hal almaya başlıyor, bu da Wole Soyinka'nin trajedideki başarısını göstermekte.

Aristotelesçi bir klasik yapısı olan bir oyun yazmış Soyinka; 5 perdelik yapısı, karakterden ziyade aksiyonun önem taşıdığı, neredeyse 3 birlik (zaman, mekan, aksiyon birliği) kuralına uygun.

Oyun karakterini kabaca iki gruba ayırabiliriz; beyazlar ve siyahlar. Beyazlar grubundakiler Jane hariç tip kategorisindedirler; ne çelişki taşırlar ne de değişim gösterirler. Ama Jane, Olunde'nin ölümünden sonra ufak bir değişim gösterir. Siyahlarda ise, Iyaloja müstakbel gelinini Elesin ile evlendirme konusunda karakter olduğunu gösterir. Olunde için karakter diyebiliriz, neticede onun ölmesi değil babasının ölmesi gerekiyordu ama o karar verdi ve kendini öldürdü. Oyunun aksiyonuna katkısı yadsınamaz.

Bence müziği de bir oyun karakteri sayabiliriz; bu oyun müziksiz düşünülemezdi. Soyinka'nin dediğine göre Nijerya müziksiz olamazmış. Hocam Prof. Dr. Ayşın Candan'in anlattığı bir hikayeyi alıntılayayım; 1996'da seyirci olarak katıldığı bir konferansa Soyinka da konuşmacı olarak katılmış, orada oyunlarından bahsederken Nijera'nın müziksiz yaşayamayacağını söylemiş, müziğin önemini  göstermek için ufak bir deney yapmış; salonu üçe bölmüş, her bir bölüme farklı ritmler vermiş ve bu ritmleri kendisi yöneterek bir melodi çıkartmış ortaya, salonda oluşan hava inanılmazdı diyor Candan, eminim öyledir, çünkü oyunu okurken de ritmlerin gücünü hissedebiliyorsunuz. Sanki o da bir karaktermiş gibi diğer karakterleri etkiliyor ve aksiyona dahil oluyor.

Oyunun diline gelirsek; bir İngiliz sömürgesi olan Nijerya'daki toplumu İngilizce konuşurken kaleme almış Soyinka, aralar da yerli dilden kelimeler, pasajlar eklemiş. Sade ama ritmik bir dili var, daha çok diyaloglardan oluşsa da monologlara da yer verilmiş. Sahne yönetimi de oldukça yer kaplıyor oyunda.

Sahnelenirken dekorun mümkün olduğunca sade tutulması taraftarıyım, oyun karakterleri ve olaylar yeterince renkli olduğu için bunu yansıtmak için sadelik güzel olur. Işığı dekor olarak kullanmak yaratıcı olabilir.

Toparlayarak bir sonuç yazmak gerekirse, oyunun sonunda suçsuz bir genç adamın ölmesi, İngiliz kolonisini temsil eden çiftin herhangi bir değişim göstermemesi Soyinka'nin gidişattan pek de umutlu olmadığını gösteriyor, eğer olsaydı Olunde yerine Elesin'i öldürürdü bence. Bu yüzden tam bir trajedi diyoruz, Shakepseare'in King Lear'ini çok acı bulup da değiştirenler 21.yüzyılda olsalar bu oyunu da değiştirirler miydi acaba?



                                                                     * * *

  
Not: Oyunu okumak isterseniz sadece İngilizcesi var, maalesef daha hiçbir metninin Türkçe'ye çevirisi yapılmadı.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder