18 Ağustos 2012 Cumartesi

Peter Weis'in nehir romanı dilimizde: 'Direnmenin Estetiği'


Hocam Prof. Dr. Mediha Göbenli'nin Cumhuriyet Kitap ekinde 5 Ocak 2006'da yayınlanmış bir kitap tanıtım yazısına denk geldim.

'Estetik meseleler daima politik meselelerdir'

Peter Weiss'ın, üç ciltlik nehir romanı Direnmenin Estetiği Çağlar Tanyeri ve Turgay Kurultay'ın Almanca orijinali aratmayacak çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları tarafından yayınlandı. İki kutuplu bir dünya mevcutken ürün vermiş ve sosyalist blokta taraf olmuş Marksist yazar Weiss, bundan önce Türkiye'de oyunlarıyla tanınmıştı (Ülkü Tamer'in çevirisi ile Soruşturma, 1972, ve Can Yücel'in çevirdiği Saloz'un Mavalı, 1973).

Mediha GÖBENLİ

1917 ile 1945 yılları arasında Avrupa ve Alman solunun deneyimlerini kapsayan Direnmenin Estetiği Weiss'ın baş yapıtı olarak tarihsel hakikati bulma çabasının ürünüdür. Peter Weiss estetik algılayışını politik anlayışla harmanlayan, diğer bir deyişle "Estetik meseleler daima politik meselelerdir" şiarından yola çıkan bir yazar; sonuç, tarihi tersinden okuyan bir yapıt: Direnmenin Estetiği. Yazarın çıkış noktası, mücadelenin estetiğini yaratırken, geçmişteki deneyimler ışığında tarihsel bilinç kazandırmak ve bunları belleğe kazımaktır. Direnmenin Estetiği 1917-1945 yılları arasında Avrupa ve Alman solunun tarihsel/toplumsal ve estetik/siyasi deneyimlerini kapsamanın yanında (romanın kahramanları "Kızıl Orkestra"nın üyeleri genç komünist işçilerdir), Antik toplumdan (Zeus Sunağı) başlayarak sanat eserlerini sınıfsal açıdan yorumlayan bir sanat tarihi kitabıdır aynı zamanda.

WEİSS'IN ESTETİK ANLAYIŞI

Romanın ayrıntısına geçmeden önce Weiss'ın estetik anlayışını kısaca tartışmak romanı anlamak bağlamında aydınlatıcı olacaktır. Bu açıdan estetik ve direnmenin nasıl bir bağlantısı olabilir? Weiss'ın estetik anlayışı, estetiğin gelenekseli, bir başka deyişle güzelin öğretisi, armoni, şekillenmişlik ve sonlanmışlık değil, aksine insan mücadelesine tekabül eden, siyasi mücadeleyi ve kültürel değişimi içinde barındıran daha yüksek bir bilinçlilik düzeyi, yani direnmenin oluşturduğu sanat ve kültür kavramlarını içerir. Bu yüzden Weiss, "biz edebiyata, sanata, hangi biçimde olursa olsun ifadeye girişi, politik örgütlenmeyle eşzamanlı ele geçirmeliyiz" demektedir. Dolayısıyla bu estetik sadece sanatsal kategorileri kapsamaz, toplumsal ve siyasal birikimleri de içerir. Weiss'ın romanında hem tarihsel ve siyasal olaylar, hem de sanat eserleri üzerinden ­Antik toplumdan başlayarak- geçmişte yaşanmış dehşet, acılar ve direniş belleklere işlenir. Bu vahşete, sınıflı toplumların şiddet yapılarına, insanın insan üzerindeki tahakkümüne karşı Weiss çözüm olarak sanat, bilim ve emeğin gücünü önerir.

DİRENMENİN ESTETİĞİ

1937 senesinde Berlin'de Bergama müzesinde başlar roman. Burada üç arkadaş, Ben-anlatıcı, Coppi ve Heilmann, Bergama Sunağı'nı yorumlayarak tarihsel bir hakikatle yüz yüze gelirler: Tarih bir savaşlar, ezen ve ezilenler tarihidir. Bu romanı yüzyılın sanat eseri yapan kuşkusuz okura bu gerçekliği hem politik ve toplumsal olaylar ekseninde, hem de sanat eserlerinden yola çıkarak kavratmasında yatar. En başta resim sanatı (Géricault, Dürer, Bruegel, Goya, Picasso'nun resimleri) ve edebiyat eserleri (Kafka'nın Şato'su, Dante'nin İlahi Komedya'sı gibi) olmak üzere bunlar sınıfsal bir bakış açısıyla yorumlanırken aynı zamanda bir bilinçlenme ve siyasallaşma aracı olarak devreye sokulur. Roman dört mekânda geçmektedir: Berlin'de, iç savaşın İspanyası'nda, İspanya'dan sonra bir ara istasyon olarak adlandırabileceğimiz Paris'te (öncelikle de Louvre Müzesinde) ve sürgünlük mekânı olarak Stockholm'de. Romanda geçen olaylar gerçek olaylara dayanmakta, Weiss'tan otobiyografik öğeler taşıyan Ben-anlatıcı ­roman boyunca isimsiz kalacak kahraman- dışında roman karakterlerinin hepsi de yaşamış kişilerdir. 1917 senesinde, Ekim Devrimi'nin gerçekleştiği gün dünyaya gelen "Ben"in babası 1919'da Bremen'deki işçi ayaklanmasında yer alan ve Alman Sosyal Demokrat Partisi'ne üye olan bir işçidir. Ben-anlatıcı babasının tersine KPD'ye (Almanya Komünist Partisi) yakın durur, ancak resmi üyeliğini romanın sonunda gerçekleştirecektir. Romandaki yerler de caddeleriyle, sokaklarıyla, evleriyle gerçektir. Peter Weiss, romanı için romanda geçen bütün mekânları tek tek gezip incelemiştir. Bu romanın yazılması neredeyse on yıl sürmüştür. Yazar romanı yazmadan önce arşivlerde, müzelerde incelemelerde bulunur; faşizme karşı direnişe katılıp hayatta kalan kişilerle görüşür ve bunları not defterlerine kaydeder. Daha sonra bu not defterleri iki cilt olarak Notizbücher başlığı altında yayımlanır. Ben-anlatıcı, Coppi ve Heilmann- Berlin müzesinde, Bergama heykellerinin önünde antik toplumdan başlayarak tarih, kültür, siyaset, sanat ve edebiyat hakkında tartışırlar. Buradaki tartışmanın odak noktasını, sosyalist ve anti-faşist mücadele için geçmişteki kültürel mirastan yararlanmak oluşturur. Öncelikle de, işçi olan Ben-anlatıcının ve Coppi'nin anne ve babası ile yapılan konuşmalarda, Alman işçi hareketinin Birinci Dünya Savaşı'yla beraber bölünmesi, Weimar Cumhuriyeti'ndeki işçi hareketi, Nazilerin iktidara gelişinin nedenleri tartışılır. Ben-anlatıcı SPD'de (Almanya Sosyaldemokrat Partisi) örgütlü olan babasıyla tartışmalarında, SPD'nin işçi hareketine karşı "ihaneti" ve bu bunun sonucu olarak yenilgiyi dile getirir. "Reform ve Devrim arasındaki ikilem" sürekli tartışılan bir konudur. Romanın birinci cildi iki bölümden oluşmaktadır: Birinci bölüm Berlin'de geçmektedir; ikinci bölüm ise İspanya İç Savaşı'nda ayrıntısına kadar anlatılan nedenlerden dolayı kaybedilen savaşa ayrılmıştır. İspanya'da faşizme karşı cephede, Ben-anlatıcı Max Hodann isimli bir doktorun yanında çalışır. Ayrıca bu bölümde İspanya iç savaşında demokratik sosyalizmi temel alarak, Moskova'daki mahkemeler tartışılır. İkinci cilt Eylül 1938'den sonra Paris'te geçer. Ben-anlatıcı Paris'te kültür biriminde çalışan Willi Münzenberg'le tanışır. Daha sonra İsveç'e giden Ben-anlatıcı burada bir fabrikada çalışır. Aynı zamanda gizli olarak çalışmalarını sürdüren KP için küçük görevler üstlenir. Ayrıca İsveç'teki yeraltı direniş çalışmaları, İsveç devletinin savaşa karşı tarafsız görünmeye çalışması, ama siyasi ve Yahudi kökenli sürgünlere mülteci hakkı vermeyişi (bu sürgünlerden bazılarını İsveçli komünist işçiler evlerinde gizler), bu sürgünleri kapı dışarı ederken onları ölüme teslim etmesi ve böylelikle de ister istemez Nazilerin tarafını tutuşu anlatılır. Bu bölümde Brecht ve -Ben-anlatıcının da aralarından bulunduğu- arkadaş çevresi, İsveç halk kahramanı Engelbrekt'in yaşamını, 15. yüzyılda onun önderliğinde gerçekleştirilen halk ayaklanması üzerine bir tiyatro eserinin kolektif bir çalışmada kaleme alınışını da anlatır. Böylelikle İsveç tarihi, 11. yüzyıldan İkinci Dünya Savaşı'na kadar ezilen sınıflar açısından ele alınır. Ben-anlatıcı Brecht'in kılavuzluğunda ilk yazma deneyimlerini de gerçekleştirir. Gerçi Brecht Alman ordusunun 1940'ta Norveç'e saldırmasından sonra, Finlandiya'ya geçecektir. Brecht ve Münzenberg'in biyografilerinden yola çıkarak, Ben-anlatıcı sosyalist taraflılık ve kişisel yaratıcılığı bağdaştırıp eleştirel bakan bir tarihçi olma hedefinde karar kılar. Bu karar özellikle de romanın üçüncü cildinde gerçekleştirilir. Üçüncü ciltte Ben-anlatıcı olay örgüsünün dışına çıkıp nesnel-tarihsel mesafeli bir duruşla Harro Schulze-Boysen çevresinde yer alan, Gestapo'nun deyişiyle "Kızıl Orkestra"nın direnişini anlatır. Faşizme karşı halk cephesi düşüncesini temel alan "Kızıl Orkestra" üyeleri sadece komünistlerden oluşmaz, aralarından sosyal demokratlar, sendikacılar, bilim insanları, öğretmenler, sanatçılar, memurlar, asker ve subaylar da vardır. Weiss'ın bu romanı yazmak istemesinin altında bu grubun üyelerini onurlandırmak da yatar. Nitekim Federal Almanya resmi tarihinde birkaç komünistin giriştiği bir direniş olarak küçümsenip yok sayılan bu direniş grubu Weiss'ın romanı sayesinde keşfedilmiştir. Üçüncü cilt de iki bölümden oluşur: Birinci bölümde hem Berlin, hem de sürgünde yine Nazilere karşı direniş anlatılır. Sanat akımlarının tartışılması, edebiyatta kadının konumu, Karin Boye, Krupskaya, Libertas, Bischoff gibi kadınlardan yola çıkarak direnişteki kadınlar; gaz odaları, katliamlar ve Krupp, IG-Farben, Bosch, Thyssen, Siemens gibi büyük sanayiinin Hitler'in iktidarı almasındaki işlevi de burada ele alınan konular arasındadır. Üçüncü kitabın ikinci bölümünde "Kızıl Orkestra"nın 1942'de tuzağa düşürülmesi, karakterlerin hapishanede geçen son günlerine, ardından da idam edilmelerine yer verilir. Romanın sonuna doğru kısaca savaş sonrası Almanya (Almanya'nın ikiye bölünmesi), bugüne kadar gerçekleştirilemeyen Nazilikten arındırma (Entnazifizierung) teması, Ben-anlatıcının en sonunda partiye üye olması anlatılır. Weiss'ın romanında bütün umutsuzluklara, ayrışmalara, bölünmelere rağmen geleceğe dair umut daima mevcuttur."Umutlar varolmaya devam edecekti. Ütopyanın vazgeçilmezliği görülecekti. Daha sonra da umutlar sayısız kez yeniden canlanacak, üstün düşman tarafından boğulacak ve tekrar yeniden uyandırılacaktı. Ve umutlar, bizim zamanımızdakinden çok daha geniş bir alana, bütün kıtalara yayılacaktır. İçimizde uyanan çelişki, karşı koyma güdüsü çökmeyecekti. " (P. Weiss, Direnmenin Estetiği, 817)

WEİSS'IN EDEBİ YÖNTEMİ

Weiss çok ayrıntılı bir şekilde Almanya'daki işçi örgütlerini anlatıp, Alman işçi hareketinin ikiye bölünmesini, İspanya'daki halk cephesini, oradaki tartışmaları, anlaşmazlıkları; Sovyetler Birliği'ni, Moskova mahkemelerini, Troçki-Stalin tartışmasını, Hitler'e karşı halk cephesi politikasını ve Almanya'daki direniş hareketini (Rote Kapelle), direnişçilerin idam edilmelerini nesnel, zaman zaman soğukkanlı denecek bir biçimde tasvir eder. Bir yandan tasvir, öte yandan diyaloglar aslında Weiss'ta önemli bir üslup aracıdır. Tasvir ve betimleme romanda mücadele eden estetiğin aracıdır. Algılama ve gözlemleme biçimi buna dayanmaktadır. Yazarın amacı, geçmişe dair toplumsal bir hafızanın oluşturulma çabasıdır ki bu da geçmişi hem belgeler aracılığıyla hem de kurguya dayanarak yeniden yaratıp gerçeğin kavranmasına yardımcı olmaktadır.

SONUÇ

Tematik açıdan çok zengin bir romandır Direnmenin Estetiği, ancak Weiss'ın amacı burada solun tarihini anlatmaktan çok, evrensel sanat eserleri ile mücadelenin estetiği arasında bir bağ kurmaktır. Çünkü: ,,Büyük sanat daima sınıfsızdır; çünkü algılamaya açık olan herkese hitap eder." (Weiss 1981) Direnmenin Estetiği'nde sanat eserleri direniş sürecini ve momentlerini aynı anda içinde barındıran, bunları belleklere kazıyan eserler olarak okunur. Bu bağlamda romanda Mnemosyne (bellek) "sanatların anası" (s. 72) olarak adlandırılır.Yüzyılın romanlarından biri olarak adlandırılan Direnmenin Estetiği yayınlandığı günden beri Almanya'da sendikalarda, işçi derneklerinde, üniversitelerde politik ve estetik açıdan incelenip tartışılmıştır. Peter Weiss bu romanıyla estetik ve politika arasındaki sınırı aşma hedefini taşımıştır. Romanıyla yaşadığı yüzyıla damgasını vuran Weiss'ın bunu başardığını söylemek yanlış olmaz. Son olarak bu romanın Türkiye'de de incelenip tartışılmasını, tarihsel deneyimlerin gözden geçirilip okurların sınıfsal algılama güçlerinin pekiştirilmesini ümit etmek pek de ütopik olmasa gerekir. 

Direnmenin Estetiği/ Peter Weiss/ Çev: Çağlar Tanyeri-Turgay Kurultay/ YKY/ 820 s.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder