27 Eylül 2012 Perşembe

Şiir Atlası I

Sevgili hocam Cevat Çapan'ın zamanında Cumhuriyet gazetesinin kitap eki için hazırladığı "Şiir Atlası" köşesinde yazdığı yazılarından bazılarını zaman zaman burada paylaşmak istiyorum. Açılışı Egdar Allan Poe'un şiirlerinin çevirisine ayırdığı bu yazısıyla başlatıyorum. Haydi bre!




18.12.2003

Edgar Allan Poe / Şiirler / Çev. Sait Maden


"Bakın! Ölüm bir taht kurmuş kendine"


Edgar Allen Poe, her ikisi de tiyatro oyuncusu olan, İngiliz asıllı Elizabeth Arnold Poe ile Baltimore'lu David Poe, Jr.'ın oğluydu. Annesinin 1811'de ölümü üzerine, Richmond'lı tüccar John Allan ve karısı tarafından evlat edinildi. İngiltere'de başladığı klasik edebiyat öğrenimini Richmond'da sürdürdü.

Cevat Çapan


Bir süre Virginia Üniversitesi'nde Yunanca, Latince, Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca öğrenimi gördüyse de (1826), kumar oynadığı için John Allan tarafından üniversiteden alındı. Richmond'a döndüğünde, sevgilisi (Sarah) Elmira Royster başkasıyla nişanlanmıştı. Daha sonra gittiği Boston'da, bazılarında Elmira'ya olan duygularını dile getirdiği, Byron'ın etkisiyle dolu şiirlerden oluşan Tamerlane, and Other Poems'ı (1827; Timurlenk ve Başka Şiirler) yayımladı. Bunu Milton, Thomas Moore ve ABD'li şair E. C. Pinkney etkisindeki şiirlerini topladığı Baltimore'da yayımlanan Al Aaraaf, Tamerlane, and Minor Poems (1829; Âraf, Timurlenk ve Önemsiz Şiirler) izledi. Ardından John Allah'ın isteği üzerine West Point Askeri Akademisi'ne girdiyse de, kısa süre sonra kendini okuldan attırmanın yolunu buldu. New York kentine giderek bir bölümü Keats, Shelley ve Coleridge'in etkisini taşıyan, bazıları başyapıt sayılabilecek şiirlerini topladığı Poems by Edgar Allan Poe'yu (1831; Edgar Allan Poe'dan Şiirler) yayımladı.


DÜŞ ÜLKESİ

Yalnız kötü ruhlu melekler dolan
Öyle ıssız ve karanlık bir yoldan
Vardım kara bir taht üzerindeki
Gece adlı bir Hayalet'in, erki
Altında tutuğu bir ülkeye, en
Uçlarda, karanlık bir Thule'den-
Yabanıl bir iklimden, yüce ve masalsı,
Uzay ötesi-Zaman arkası.
Dev ormanlar, dibi görünmez beller,
Uçurumlar, mağralar, taşkın seller
Ki anlaşılmaz olmuş biçimleri
Yağan damlalar örtmüş de her yeri.
Art arda düşen dağlar yerlerinden
Ve kıyısız denizlere devrilen;
Denizler ki kabarmak ister, yeğin,
Ateş içindeki göklere değin;
Taşıran, yayan göller aralıksız
Durgun sularını-durgun ve ıssız,-
Ölü sularını, donmuş ve ölü,
Eğik zambakların karıyla örtülü.
O taşıran göllerle aralıksız
Durgun suların, durgun ve ıssız,-
Üzgün sularını, üzgün ve ölü
Eğik zambakların karıyla örtülü,-
Dağlarla, yanında o şırıl şırıl
Irmağın, öyle usul, mırıl mırıl,-
Kurbağayla kertenkele yerleşmiş
Boz ormanlar ve bataklıkla, geniş,-
Ecinnilerin tuttuğu her yerle,
Can sıkıcı havuzlar, gölcüklerle-
Beterin beteri her bir bucakta-
Ve iç karartıcı her bir uğrakta,-
Ödü kopan yolcu, yarı belirgin
İzleriyle karşılaşır Geçmiş'in-
O kefenli biçimler ki, iç çeker,
Döne dolaşa yanından geçerler-
Aklara bürünmüş dost gölgeleri
Toprağa, Cennet'e verilen geri.
Bir ruh için, acılar içindeki,
Öyle duru, öyle dingin bir yer ki-
Gölgelerden geçen bir ruh için o
Bir Altın Ülke'dir-bir Eldorado!
Ne var ki, arasından geçen gezgin
İnceleyemez onu derin derin.
O gizem açılmaz bütün bütüne
İnsanın hep açık, zayıf gözüne;
Oranın kralınca konmuş yasak,
Kalkmasın ister o püsküllü kapak;
Üzgün ruh, kararmış bir cam ardından
Görür onu, geçtiğinde yakından.
Yalnız kötü ruhlu melekler dolan
Öyle ıssız ve karanlık bir yoldan
Vardım kara bir taht üzerindeki
Gece adlı bir Hayalet'in, erki
Altında tuttuğu ülkeye demin,
En uçlarında karanlık Thule'nin.


DENİZDEKİ KENT

Bakın! Ölüm bir taht kurmuş kendine
Uzayıp giden bir Batı kentine
Ta dibinde tuhaf, ıssız bir yerin,
İyiyle kötünün, en iyilerle en kötülerin
Çekildiği yerde son erince, derin.
Orda tapınaklar, saraylar, yükseltiler ki
(O zaman-yeniği kunt yükseltiler!)
Hiçbir şeye benzemezler bizdeki.
Unutulmuş rüzgârlarca o yer yer
Coşan sular, iç karartıcı, ölgün,
Uzayıp giderler altında göğün.
Uzun gecesine bu kentin bir kez
Bile kutsal gökyüzünden nur inmez;
Ama denizdeki kızıl bir ışık
Kuleleri basar sessizce, sık sık-
Özgür, uzak parıltılar serper de-
Kuble-saray-dam köşkleri-her yerde-
Tapınaklarda-Bâbilsi setlerde-
Çoktan unutulmuş, silme taş-çiçek
Sarmaşık yontulu bahçelere dek-
Nice görkemli tapınaklar, nice,
Asmanın ve menekşenin iç içe
Geçtiği süslerle bezenmiş, ince.
Coşan sular, iç karartıcı, ölgün,
Uzayıp giderler altında göğün.
Kuleler, gölgeler asılmış sanki
Havada, öyle bir karışmışlar ki,
Aşağılara doğru devce bakarken
Ölüm kentin ulu bir kulesinden.
Açık tapınaklar, oyuk sinlerdir
Esner orda parlak dalgalarla bir;
Ama ne her putun elmas gözleri
Ve onca zenginlik, ne de her yeri
Mücevherle süslü ölüler, bir kez
O suları yatağından edemez;
Bir kırışık bile görülmez, azcık,
Bu camdan ıssızlık boyunca, yazık!
Mutlu, uzak bir denizde rüzgârlar
Diye haber vermez yükselen sular-
Ve sezdirmez hiçbir dalga yerini,
Ürkünç bir denizde estiklerini.
Ama bakın, bir kımıltı havada!
Bir dalga var, bir devinim arada!
Yavaşça batmış da sanki kuleler
Suları daha bir yükseltmiş yer yer-
Üstlerine verilmiş gibi, soluk
Gök altında, zayıf, ince bir boşluk.
Dalgalar öylesine kızıl, beter-
Ağır, baygın solumada saatler-
Ve, dünya ahlarının ötesinde,
Aşağılarda kurulur bu kent en sonu,
Cehennem, binlerce tahttan yükselir de,
Selamlar onu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder