27 Nisan 2013 Cumartesi

İngiliz Filoljisinin ilk eğitim kadrosundaydı


( 14.06.2007 tarihli Cumhuriyet Kitap ekinde karşıma çıktı bu yazı, tanımayan bilmeyenler için hoş olabilir. )

Tatyana Moran, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünün, eski adıyla İngiliz Filolojisi'nin ilk eğitim kadrosunun da hayattaki son temsilcisiydi.

Cüneyt AKALIN

Tatyana Moran'ı 26 Mayıs 2007 günü sonsuzluğa uğurladık... İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nün, eski adıyla İngiliz Filolojisi'nin ilk eğitim kadrosunun hayattaki son temsilcisi,Cumhuriyetimizin seçkin hocalarından Halide Edip'lerin, Ahmet Hamdi Tanpınar'ların, Prof .Vahit Turan'ın, Prof. Berna Moran'ın, Prof. Mina Urgan'ın yakın çalışma arkadaşı, Prof. Akşit Göktürk'ün ve Edabiyat Fakültesi'nde görev yapan birçok değerli öğretim üyesinin hocasıydı.

YAŞAMINDAN KESİTLER

Sovyet Devrimi'nin ardından 1920'de Kırım'dan kaçarak Türkiye'ye sığınan bir Rus mühendisin kızıdır. Un değirmenleri uzmanı mühendis Sokolsy'nin ülkenin sıkıntılı ortamında birkaç değirmeni devreye sokmayı başarması ailenin İstanbul'a yerleşme sürecini hızlandırdı. Tatyana ortaöğrenimini İstanbul Dame-de-Sion Lisesinde tamamladıktan sonra çıktığı yurtdışından Türkiye'ye dönüşünde bir yandan Tan ve Cumhuriyet'te çalışırken bir yandan da İngiliz Edebiyatı bölümünü tamamlar ve akademik yaşama başlar. Berna Moran'la o yıllarda tanışır, evlenir. Tatyana Moran 1980 başında emekli olana kadar Edebiyat Fakültesi'nde görev yaptı. Aziz Nesin'in önderlik ettiği 12 Eylül'ün ünlü "Aydınlar Dilekçesi"nin imzacılarından olan Tanya 12 Eylül Yönetimi'nin ardından soğuduğu üniversiteden kopmak için emekliliğini istedi.

TATYANA'DAN KİŞİSEL ANILAR

Tanya'yı sizlere anılardan yola çıkarak anlatmaya çalışacağım. Bu anılar kişisel gibi görünse de yalnızca bana ait olan şeyler değildir, Ortak Bellek'in parçalarıdır. Aslında, burada birçok dostun adına konuştuğuma eminim. Tatyana Moran'ı 68'li yıllarda tanıdım. Ortak bir dostumuzla birlikte Moran'ları Moda'daki evinde ziyarete gittik. Evi görmüş olanlar bilirler; duvarlar kitaplarla kaplıdır; rahat, temiz, ciddi bir ortam eve hakimdir. Moran çifti ve evle ilgili en başta söylenmesi gereken, konuklarına gösterdikleri nezaket ve içtenlikti. Berna ve Tatyana Moran sıcak, dostça bir hava yaratıyorlardı. Önceleri evsahiplerinin kocaman ünvanlarından çekindiğim için ölçülü davranmaya özen gösterdiğim o evde, bir süre sonra kendimi rahat hissettiğimi fark ettim. Bir süre sonra ben de havaya girdim, kendisine Tanya diye hitap etmeye başladım. Bir başkası için kullanmaya cesaret edemeyeceğim bu ifadeden Tanya hiç de şikâyetçi görünmüyordu. İkinci husus, Tanya'nın konukseverliğidir. Tanya konukları ağırlamaya özen gösterir, her seferinde bu ikramı elleriyle yapardı. Annemden on yaş yaşlı birisinin böyle davranması beni tedirgin ediyordu ama yapacak bir şey yoktu. Buna yatağa düştüğü son bir yıla kadar özen gösterdi. O kadar ki koltuktan kalkmakta zorlandığı durumlarda elini uzatır, ayağa kalkmasına yardımcı olmamızı gözleri ile ister, sonra iki ayağının üzerine dikilince mutfağın yolunu tutardı. İçinde yaşadığımız toplumda o düzeyde bir nezaketi başkalarından gördüğümü hatırlamıyorum. Filmlerde gördüğümüz, romanlarda okuduğumuz sahneleri çağrıştıran o sahneleri Tanya'nın gösteriş için yapmadığı açıktı. Buna gerek yoktu zaten. Üçüncü gözlem, çevresine gösterdiği ilgidir. Herkesi sorar, ayrıntıları irdeler, ancak bunu yaparken nezaketi elden bırakmaz, kimsenin gırtlağına basmazdı. Dördüncü husus, hayata bağlılığıdır. Ben hayata bu kadar bağlı bir insan az gördüm. Yaşama sıkı sıkıya sarılmıştı. Karamsarlığa hiç kapılmadı, umutsuzluk nedir bilmedi. Zayıf bünyesinin yol açtığı sağlık sorunları ve çevrede oup bitenler sürekli homurdanmasına neden oluyordu ama bu onda bir kötümserlik yaratmıyordu. 90'lı yaşında hep ileriye baktı. Son ana kadar giyimine kuşamına özen gösterdi. Kaderci miydi, olayları olduğu gibi kabul mü ediyordu? Berna Bey'i ardından Mîna Hanımı, yakın arkadaşı Füreya'yı, komşusu Orhan Firuz'u, Ferit'in eşi Tanyeri'yi ve ötekileri yitirmek onu sarstı ama acıları içine atmayı bildi, kendini hiç bırakmadı. Şöyle ya da böyle hayat devam ediyordu.Bunlar kişisel anılar, bir de Tanya'nın kimliği var:

ORTAK BELLEK'TE TANYA

Adı üzerinde Tanya Rus kökenliydi. Rus ana-babanın, mühendis Leon Sokolsky'nin kızıydı. Sokolsy 1920'lerin Rusya'sında Menşeviklerle birlikte hareket edince ve Bolevikler iç savaşı kazanarak Kırım'a ulaşınca, aile, başta baba Kerç'te barınamayacağını düşünmüş, Türkiye'ye kaçmaya karar vermiş. Plajdan deniz giysiler, içinde bir takaya atlayarak İstanbul'un yolunu tutmuşlar. Tatyana Rumelifeneri'ni uzaktan seçtiğinde taşıdığı duyguları zaman zaman anlatırdı. Peki Tanya ne kadar Türktü, neler hissediyordu? Şimdilerde çok moda, özellikle gençler etnik kökenini araştırıyor. Göçmen ailenin özellikle babanın mühendislik yetileri sayesinde kısa sürede toplumda bir yer edindiğini, bunun ailenin Türkiye'ye yerleşmesini kolaylaştırdığını biliyoruz. Ama bu kadarı bir toplumu benimsemek için yeterli midir? Bir kimliği edinmek, insani sıcaklığı, benimsemeyi gerektirmez mi? Bakın Tanya "Dün Bugün"de ailenin yaptığı seçimi nasıl anlatıyor: "Bolşeviklerden kaçıp Türkiye'ye sığınmış olan Beyaz Rusların çoğunun bir tek amacı vardı. Amerika veya Batı Avrupa'ya yerleşmek. Bunun için sürekli vize peşinde koşarlardı. Ve vizeleri beklerken kimi lokanta kimi gece kulübü kimi pastane açardı. Birkaçı ise Türkiye'ye yerleşip burada yaşamakta kararlı idi. Ona Amerika, Belçika, Fransa gibi ülkelerden iş teklifleri gelmişti. Hiçbirini kabul etmedi. ...Kendisini Batılılardan çok Türklere yakın hissediyordu.... Mustafa Kemal'e de özel bir hayranlığı vardı. (Dün, Bugün, s. 32) Kanımca babasının ağzından dile getirdiği bu değerler, Tanya'nın da duygularını ifade ediyor. Tanya Belçika'dan başlayan, Afrika'dan devam eden, Amerika'lara uzanan bir kozmopolit serüvenden sonra İstanbul'a gelmiş ve burada yerleşmişti. Buna burada kök salmak da denebilir. Bu seçimi yapan kişi 30'lu yıllarda pekâlâ Moskova'ya dönebilir, orada kendine bir yaşam kurabilirdi. Menşevik babasının Bolşeviklerle sorunları olmuştu ama ailenin öteki kolu Bolşeviklerle ilişkiyi sürdürmüştü. Lunaçerski'nin aileyi Moskova'ya çağırdığını bizzat Tanya söylemişti. O olanaklara sahip olan bir kişinin burada "kök salmaya" karar vermiş olması kuşkusuz anlamlıdır. Bundan önceki Rus başkonsolosu seçkin bir diplomattı. Babası Sahalin'lere sürgüne yollanan bir Stalinzede imiş. Tanya'dan söz ettim. Çok tanışmak istedi. Tanya'ya söyledim, tepki göstermedi, yanıt da vermedi. Sanki duymazlıktan gelmişti; Bundan şu çıkıyor: Rus kökenli ailesi ile ilişkilerini sürdürdü onlardan kopmadı ama "siyasal Rus toplumu"ndan kopmuştu. Cumhuriyet gazetesinde Moskova muhabiri Hakan Aksay'ın Tanya'ya anlatırken "Türkleşmiş Ruslar" ifadesini kullanması bence kaba bir ifadedir. Açık olan şudur: Tanya örnek bir Cumhuriyet yurttaşıydı. Ortak Bellek'i yaratan anıların ikinci boyutu Tanya'nın toplumsal aidiyetidir. Tanya Cumhuriyet'in eşitlik, özgürlük, dayanışma ülküsüne bağlıydı. Emekten yanaydı. Tanya solcu bir aydındı. Bu konuda netti. Tutumunu hiç değiştirmedi. Sovyetler'in dağılması vb. onu etkilemedi. Sovyet tarzı bir rejim, aslında gönlündeki aslan değildi ancak belli çevrelerin Sovyetler'e saldırdığı Soğuk Savaş ortamında eleştirilerinde ölçülü olmaya dikkat etti. Dünyaya hep ilerleme penceresinden baktı. Gericilere kızdı, onlarla arasına hep mesafe koydu. Solcu dostlarından sitayişle söz etti; kafasına bir şey takıldığında telefonu açıp onlarla uzun uzadıya dertleşirdi. Burada "Aziz" diye çağırdığı Azin Nesin'in o dünyada özel bir yer işgal ettiğini belirtmeliyim. Kimliğinin bir başka boyutu üniversiteye bağlılıktır. Üniversiteyi önemsedi, daha iyi olması için kafa yordu, mücadele verdi. Tam bir aydınlanmacı bakışıyla bakıyordu üniversiteye. Genç kuşakları ilerletmenin tek yolu eğitim-öğretimdi. Gençlere sabırla en iyisini öğretmek gerekiyordu. Berna Bey'le birlikte kalkıştığı Erzurum Atatürk Üniversitesi macerası bir ara nameydi; onun yeri İÜ Edebiyat Fakültesi idi. Burada kendini evinde hissediyordu. Burada birkaç yıl önce verdiği bir "Chaucer dersi" dostlarınının ağzındadır. Gençler çok mutlu olmuşlar. Bir büyüğün fakülteye sahip çıkması, 90'lı yaşlarında tekrar öğrencilerle birlikte olmak istemesi az şey midir? Tanya örnek bir aydındı. Dikkatle okur, düşüncelerini paylaşır, israrla inatla tartışırdı. Parlak, çok yönlü bir entelektüeldi. Bunun ailesel temelleri olduğu anlaşılıyor. Babasının bir Tolstoy hayranı olduğunu üç kızına da Tolstoy'un kızlarının adını verdiğini, en büyükleri Tatyana'yı Aleksandra (Şuşa) ve Nataşa'nın izlediğini anılarından öğreniyoruz. Bu sağlam temelde gelişen ve İÜ Edebiyat Fakültesi gibi bir ortamda süren entelektüel yaşamda emekliliğin söz konusu olmadığının ayırdındaydı. Sürekli okuyordu. Klasiklere zaten hâkimdi, öte yandan, ne yapıp edip güncelin gerisinde kalmamaya da çalıyordu. Burada bir parantez açmak istiyorum: Tatyana Moran'ın entelektüel faaliyetlerini sürdürdüğü, lupla okuyup, dikte ederek yazı yazdırdığı son döneme ilişkin bir anımı aktaracağım. Bunu tarihe bir not düşmek adına yapıyorum. Tatyana Moran son bir yıldan önceki dönemde, her ziyarete gittiğimizde ısrarla Orhan Pamuk'u eleştiriyordu. Kişisel olarak tanıştığı, bir dönem görüştüğü bir kişi olan Orhan Pamuk'un son romanı Kar'ı hiç beğenmediğini ifade ediyor, bir eleştiri yazmak istediğinden ama bunu yayımlatmanın güç olacağından dem vuruyordu. Hatta eşim romanı henüz okumadığını söyleyince, "boşuna para harcama, ben sana vereyim" dediğini hatırlıyorum.Yazarın siyasi tavrını da ağır bir şekilde eleştiriyordu. Tanya alçakgönüllüydü. Kendini öne çıkarmazdı, kendinden fazla söz etmezdi. Yakın dostu Mîna Urgan'ın anıları çok ilgi görünce çevresi onu yazmaya zorladı. Gerçekten de renkli hayatı hepimizin ilgisini çekiyordu, anılarını toplumla paylaşması gerektiğine içtenlikle inanıyorduk. Anları "Dün Bugün" adıyla 2000'de İletişim Yayınları tarafından basıldı. Kitabın yayımının ardından kendisi ile yaptığım söyleşide bu soruyu yöneltmişim: - Neden bu kadar beklediniz yazmak için?- Aslında yazmayı hiç düşünmüyordum. Ben bir dil uzmanıyım. O konularda yoğunlaştım. Yazmak aklıma bile gelmedi. Üstüme düşmeselerdi yapmazdım bunu. ( 3 Ağustos 2000, Cumhuriyet Kitap Eki)İyi ki üzerine gitmişiz. "Dün Bugün bizleri yarına taşıyor

SONUÇ:

Alçakgönüllülüğü, ciddiyeti, medeni cesareti, ilkeliliği ile tanınan, dostumuz ve büyüğümüz Tatyana Moran çok sevdiği İstanbul'un Kadıköy-Moda semtinde hayata gözlerini yumduğunda 97 yaşındaydı. Her ölüm biraz erken ölümdür. Tatyana'ya doyamadık; bir de son yıl olmasaydı.... Eve, giderek de yatağa mahkûm olmak hiç hoşuna gitmemiş, yaşama azmi zayıflamış, eve olan güçlü hâkimiyetini yitirmiş, bakıcısına tabi bir yaşam sürmeye başlamıştı. Entelektüel yaşamı çöküntüye uğramıştı. Ölüm böyle bir şey demek ki....

2 yorum:

  1. Ben de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümün'nden mezunum ve açıkçası bilmiyordum, üzüldüm şimdi. Yine de sizin sayenizde öğrenmek güzel oldu.

    YanıtlaSil
  2. Ben de 1978'de mezun oldum...
    Tatiana hocadan herkes korkardı, özellikke kızlar... ben de bölümün tek fransızı olarak onu çok ilginç buluyordu. RIP Tatiana hocam.

    YanıtlaSil