3 Kasım 2013 Pazar

Dalkavuk ve Soytarı (İlhan Selçuk)

Aşağıdaki yazı İlhan Selçuk'un 1991 yılında Çağdaş Yayınlarından çıkan denemelerinden oluşan Düşünüyorum Öyleyse Vurun adlı kitabından alınmıştır. Sayfa 7-9 arasında bulunan bu denemeye dikkat çekmenin önemli olduğunu düşünüyorum (Şurada da bir şeyler yazmıştım.). Bu iki tarihî kavram edebiyatta da sosyal yaşamda da iki toplumun nasıl şekillendiğini görmek açısından yardımıcı olabilir.  
Bu ara "soytarı" üzerine çalışıyorum, tekrar karşıma çıkınca bu denemeyi buraya aktarayım dedim. 




Dalkavuk ve Soytarı


Dalkavuk Doğu'nun ürünüdür, soytarı Batı'nın...
Her ikisi de eski çağlardan beri kurumsallaşmıştır.


*


Kralın soytarısı sarayda özel yeri olan bir kişiliktir, tahtın yamacına konmuştur, protokolün hem içindedir hem dışında...
Bir bakarsın ki soylu törenlerin en görkemli dakikasında soytarı yerde yatıp yuvarlanmaya başlamış, prenslerin, düklerin, baronların, kontların, nazırların, rektörlerin, kardinallerin kırımız bayram balonu gibi şişirilmiş ciddiyetlerini sivri yergileriyle delerek ortalığı birbirine katmış, öfkeleri, kahkahaları, fısıltıları, kaygıları soytarılığın sarmalına dolayıp saray halısı gibi salona yayıvermiş.
Soytarı "evet efendinci" değildir.
Kimi zaman efendisini bile mizahın gergefinde iğneleme yetkilerini benliğinde duyabilir. Batı dünyasının hoşgörü kuyusundan çıkrıkla çekebildiği kadarınca yergilerini bağlı bulunduğu egemenin yüzüne karşı söyleyebilir. 
Böyle durumlarda kralın suratı asılır bir an, ama aldırmaz görünür.
- Canım bir soytarının söylediğinin soytarılıktan gayrı ne anlamı olabilir ki?..
Soytarı, zanaatının koşullarında, kişilere ve olaylara yönelik yergileri gülmeceye dönüştürüp taşı gediğine koymasını bilen kişidir. 
Egemenlik güçlü halktan değil Tanrı'dan kaynaklanan kralların saraylarında cins köpekleri gibi cins soytarıların bulunduğu tarihler yazarlar. Öyle bir av köpeğidir ki soytarı, kralın çevresindeki soyluları kokularından tanıyıp gülünç yanlarını ortaya çıkarır, alayla karışık, şakayla barışık bir biçimde vurgular. 


*


Dalkavuk Doğu'ya özgüdür.
Ne iğnesi vardır dalkavuğun ne yergisi ne de eleştirisi... Dalkavuğun görevi ya "evet efendim" ya da "sepet efendim"le bağlanır. 
Osmanlı tarihinde bol bol dalkavukluk vardır da, soytarılığa ilişkin kurumsallık oluşmamıştır. Çünkü soytarılık Batı tarihinin hoşgörü geleneğiyle bağdaşır, dalkavukluk Doğu tarihinin küt kafalı egemenlerine yaraşır. 


*


Soytarı balonları iğneler.
Dalkavuk balonları şişirir.
Ne olursa olsun, ister ki bir yüksek makamda otursun, ister bir yargı kurumunda bulunsun, ister bilim adamı kılığına bürünsün, ister kalem erbabından sayılsın dalkavuğun soytarıdan besbeter olduğunu tarihler yazarlar.
Çünkü soytarının zaman zaman efendisini uyardığı görülmüştür de dalkavuğun şişirdiği balonlara tutunarak yükselmek kimseye nasıp olmamıştır.
Hey gidi dalkavuk...
Sana soytarı bile denemez, çünkü soytarılık senin için rütbe sayılır. Sen dalkavukluk için belini kırıp ikiye katlanırken, senin görüntüne bile katlanmak ne büyük acı....











Hiç yorum yok:

Yorum Gönder